Fikogya, müsilajdan yeni bir ekosistem yaratıyor

Çevre Mühendisi İbrahim Halil Felhan, üniversite yıllarında Harran Üniversitesi’ndeki yapay gölette karşılaştığı kirlilik sorununa çözüm ararken geliştirdiği fikirle bugün su ekosistemlerindeki müsilaj ve ötrofikasyon sorununa teknoloji üreten bir girişime imza attı. Otonom filtrasyon sistemleriyle sudaki biyolojik kirlenmeyi temizleyen Fikogya, topladığı atıkları biyogübreye dönüştürerek çevre ve tarım arasında sürdürülebilir bir döngü kuruyor.

Mehmet Nabi Batuk / Şanlıurfa

Türkiye’de su kaynaklarının karşı karşıya kaldığı müsilaj ve ötrofikasyon kaynaklı kirlilik, hem ekosistemleri hem de tarımsal üretimi tehdit eden önemli çevre sorunları arasında yer alıyor. Bu soruna yenilikçi bir çözüm geliştirmek amacıyla yola çıkan Fikogya Çevre Teknolojileri, su yüzeyinde otonom hareket edebilen filtrasyon sistemleriyle sudaki biyolojik kirlenmeyi büyük oranda temizleyebilen bir teknoloji geliştirdi. Harran Üniversitesi Çevre Mühendisliği mezunu Halil İbrahim Felhan’ın öncülüğünde kurulan girişim, yalnızca kirlenmeyi ortadan kaldırmakla kalmıyor; aynı zamanda sudan topladığı müsilajı biyogübreye dönüştürerek çevre ve tarım arasında sürdürülebilir bir üretim modeli oluşturmayı hedefliyor.

Gelin şimdi bu girişimin nasıl ortaya çıktığını ve hangi hedeflerle yola çıktığını, Fikogya Çevre Teknolojileri Genel Müdürü Halil İbrahim Felhan’dan dinleyelim:

Ben Harran Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü mezunuyum. Fikogya girişiminin ortaya çıkış hikâyesi aslında üniversite yıllarıma dayanıyor. Mezun olduğum Harran Üniversitesi’nde bulunan yapay gölette yürüttüğümüz çalışmalar sırasında ciddi bir kirlilik problemiyle karşılaştık. Gölet sürekli olarak ötrofikasyon dediğimiz bir kirliliğe maruz kalıyordu. Suyu boşaltıyorlar, tekrar dolduruyorlar ama sorun bir süre sonra yeniden ortaya çıkıyordu. Biz de arkadaşlarımızla birlikte Buna kalıcı bir çözüm bulabilir miyiz? diye düşünmeye başladık. O gün başlayan çözüm arayışı zamanla bir fikre, ardından da bir girişime dönüştü. Böylece Fikogya’nın temelleri atılmış oldu.

Pandemi süreci ve girişimin kuruluşu

Girişimimin temellerini aslında pandemi öncesinde atmaya başlamıştım. O dönemde çeşitli eğitimlere katılıyor ve bu alanda nasıl bir teknoloji geliştirebileceğimize dair çalışmalar yürütüyorduk. Ancak pandemi süreci hepimizi olduğu gibi bizi de ciddi şekilde etkiledi. Bir süre ne yapacağımızı bilemediğimiz, adeta bir kapanma dönemine girdiğimiz bir süreç yaşadık. Pandemi sürecini atlattıktan sonra TÜBİTAK’ın destek programına başvurduk. Aldığımız 450 bin TL’lik destek sayesinde şirketimizi kurduk ve çalışmalarımıza daha güçlü bir şekilde devam etme fırsatı yakaladık.

Türkiye’nin En İyi GreenTech Girişimi seçildi

Fikogya, su ekosistemlerinde ortaya çıkan biyolojik kirlenmeler üzerine çalışıyor. Özellikle müsilaj ve ötrofikasyon gibi sorunlara yönelik teknolojik çözümler geliştiriyoruz. Bu alanda genel olarak su yüzeyinde yüzen ve otonom şekilde hareket edebilen filtrasyon sistemleri geliştiriyoruz. Sistemimizin üç aşamalı filtre yapısı sayesinde suda bulunan ve fitoplankton olarak adlandırılan canlıların yaklaşık yüzde 96’sını toplayabiliyoruz. Topladığımız bu müsilaj ve ötrofikasyon atıklarını ise biyogübreye dönüştürerek çevre açısından sürdürülebilir bir döngü oluşturuyoruz. Bu çalışmalarımız uluslararası platformlarda dikkat çekti ve Global Startup Awards tarafından Türkiye’nin en iyi GreenTech firması seçildik.

Sistem yapay zeka ile anlık su kalitesini izliyor

Geliştirdiğimiz sistem yalnızca filtrasyon yapmakla sınırlı değil. Aynı zamanda su güvenliği konusunda da önemli veriler üretebiliyor. Sistemin üzerinde bulunan su kalitesi sensörleri sayesinde suyun durumunu anlık ve noktasal olarak ölçebiliyoruz. Bunun yanında geliştirdiğimiz yapay zeka altyapısı sayesinde su kalitesinde herhangi bir değişim yaşandığında bunun sebeplerini analiz edebiliyoruz. Suya karışan kirleticilerin hangi endüstrilerden kaynaklanabileceğine dair tahminleme de yapabiliyoruz. Ayrıca sistemimize entegre ettiğimiz solar paneller sayesinde, makinelerimiz tüm enerji ihtiyacını güneşten karşılıyor. Bu durum hem maliyetleri hem de karbon salınımının düşürülmesine önemli imkan tanıyor.

Müsilaj atık değil, tarım ekosistemi için güçlü bir kaynaktır

Müsilaj aslında su ekosistemi için zararlı bir oluşum olsa da protein oranı oldukça yüksek bir yapıya sahip. Biz de bu durumu bir avantaja çevirmeye çalışıyoruz. Filtrasyon sistemlerimizle müsilajı sudan topluyoruz ve böylece suyu canlı yaşamı ve kullanım açısından daha temiz hale getiriyoruz. Ancak topladığımız müsilajı atık olarak bırakmıyoruz. Özel teknolojiler kullanarak bu atığı biyogübreye dönüştürüyoruz. Protein oranı yüksek olduğu için ortaya çıkan ürün tarımsal üretimde oldukça verimli bir gübre haline geliyor. Bu biyogübreleri tarımsal üretim yapan firmalarla paylaşıyoruz.

Müsilajdan üretilen biyogübre, toprak verimliliğini yüzde 40 artırıyor

Ürettiğimiz biyogübreler toprak için oldukça faydalı. Bu gübreler toprakta bulunan yararlı bakterilerin aktivasyonunu artırarak toprak yapısının güçlenmesini sağlıyor. Aynı zamanda toprak kimyasında zamanla oluşabilecek bozulmaları önlemeye yardımcı oluyor ve biyoçeşitliliği destekliyor.

Biyogübre kullanımı kimyasal gübre ve pestisit ihtiyacını azaltıyor. Bu da tarımsal üretimde maliyet, işçilik ve zaman tasarrufu sağlıyor. Yapılan uygulamalarda biyogübre kullandığımız arazilerde ürün veriminin yüzde 40’a kadar arttığını gözlemledik.

Türkiye’nin birçok bölgesinde çalışmalar yapıyor

Bugüne kadar Türkiye’nin farklı bölgelerinde çeşitli çalışmalar gerçekleştirdik. Harran Üniversitesi’ndeki yapay gölet, Şanlıurfa’daki Atatürk Barajı, Ankara’daki Eymir Gölü ve Göksu Parkı, İstanbul Boğazı ve Marmara Denizi bu çalışmalarımızı yürüttüğümüz yerlerden bazıları. Bu çalışmalar sayesinde geliştirdiğimiz teknolojinin farklı su ekosistemlerinde nasıl sonuçlar verdiğini gözlemleme imkânı bulduk.

Geniş kullanım alanları var

Geliştirdiğimiz sistemlerin kullanım alanı oldukça geniş. Madencilik sahalarında, içme suyu depolarında, rekreasyon havuzlarında, enerji üretim tesislerinin soğutma havuzlarında, tarımsal sulama havuzlarında, petrol ve doğalgaz sahalarında, arıtma tesislerinde, göletlerde, hidroelektrik santrallerinde ve atıksu rezervuarlarında bu sistemler kullanılabiliyor.

Su Ekosistemleri Büyük Tehdit Altında

Türkiye’de göletlerin ve tarımsal sulama havuzlarının büyük bir kısmında ciddi kirlilik problemi var. Müsilaj ve ötrofikasyon kaynaklı kirlenmeler su ekosistemlerimizi ciddi şekilde tehdit ediyor. Fitoplankton canlılarının aşırı çoğalması su ekosisteminin dengesini bozuyor ve zamanla bu alanların adeta ölüm sürecine girmesine neden oluyor.

2017 yılından sonra Türkiye’de tatlı su kaynaklarında yaklaşık 8 bin 500 kilometrekare, denizlerde ise 11 bin 500 kilometrekarelik bir alanda bu problem görüldü. Avrupa’da yaklaşık 9 bin kilometrekare, dünya genelinde ise 2020 sonrasında 64 bin kilometrekarelik bir alanda benzer sorunlar ortaya çıkıyor.

“Çevre teknolojilerinde yeni bir yol açmak istiyoruz”

Halil İbrahim Felhan’a göre su kaynaklarını korumak yalnızca çevresel bir mesele değil, aynı zamanda gıda güvenliği ve sürdürülebilir üretim açısından da kritik bir konu. Fikogya olarak hedeflerinin su ekosistemlerinde ortaya çıkan biyolojik kirlenmelere karşı daha yaygın ve etkili çözümler geliştirmek olduğunu belirten Felhan, geliştirdikleri teknolojiyi hem Türkiye’de hem de uluslararası ölçekte yaygınlaştırmayı amaçladıklarını ifade ediyor. Su kaynaklarının korunması ile tarımsal üretimin desteklenmesini aynı döngü içinde ele alan bu yaklaşımın, gelecekte çevre teknolojilerinin en önemli çalışma alanlarından biri olacağını vurguluyor.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...