Emre Erdemoğlu’nun yeni sezonunda güçlü siluetler ve deri başrolde

Emre Erdemoğlu’nun ilkbahar koleksiyonu West of Eden, güçlü omuzlar, net formlar ve derinin zamansız etkisiyle dikkat çekiyor. Zıtlıkların uyumunu zarif bir tasarım diliyle buluşturan koleksiyon, modern ve özgür kadının stilini yeniden tanımlıyor.

Mehmet Nabi Batuk / İstanbul

Moda Tasarımcısı Emre Erdemoğlu, yeni sezon koleksiyonu “West of Eden” ile güçlü bir stil manifestosu ortaya koyuyor. Derinin başrolde olduğu koleksiyon; karanlık kırmızılar, derin siyahlar ve dengeli nötr tonlarla dramatik bir atmosfer yaratırken, ipek ve transparan dokularla tasarımlara akışkanlık ve zarafet katıyor. Güçlü omuzlar, net formlar ve heykelsi terzilik detayları modern bir duruşu simgelerken, feminen dokunuşlar koleksiyona duygusal bir derinlik kazandırıyor. Kovboy kültürünün özgür ve asi ruhundan ilham alan tasarımlar, mimari çizgilerle sinematografik bir anlatımı buluşturarak yalnızca estetik değil, karakter sahibi bir stil öneriyor. Erdemoğlu’nun zıtlıkları ustalıkla bir araya getirdiği bu koleksiyon, yeni sezonda zamansız şıklık ile iddialı bir duruş arayanlar için güçlü bir moda perspektifi sunuyor.

Yeni sezon koleksiyonuyla moda dünyasında dikkatleri üzerine çeken Emre Erdemoğlu ile tasarım yolculuğunu, ilham kaynaklarını ve “West of Eden” koleksiyonunun arkasındaki hikâyeyi konuşmak üzere bir araya geldik. Tasarımlarında karakter ve duygu yaratmayı merkeze alan Erdemoğlu, güçlü siluetlerden zamansız materyallere uzanan yeni sezon vizyonunu ve uluslararası moda sahnesindeki hedeflerini Mezopotamia Sun okurları için anlattı.

Uzun bir süredir görüşemedik. Emre Erdemoğlu markasıyla son yıllarda neler yaptınız?

“Emre Erdemoğlu markası son yıllarda hem kreatif hem de duygusal olarak çok derinleşti.”

Son dönemde benim için en önemli şey sadece kıyafet tasarlamak değil, karakterler ve hikâyeler yaratmak oldu. Her koleksiyonu bir insan gibi ele alıyorum; bir ana karakteri var, bir ruhu, bir geçmişi… Tasarımlar da o hikâyenin sahnedeki kostümleri gibi ilerliyor.

Bu süreçte markam adına birkaç önemli adım attık: Kadın koleksiyonuna güçlü bir giriş yaptık. İlk kadın koleksiyonum “Barlas” ile uluslararası moda haftasında yer almak, markanın anlatım dilini erkek modasından çıkarıp daha geniş ve duygusal bir evrene taşımamı sağladı. Moskova Fashion Week’te son dört sezondur düzenli olarak yer alıyoruz. Hem kadın hem erkek koleksiyonlarımızı burada sunmak, markayı uluslararası moda takviminin istikrarlı bir parçası haline getirdi. Özellikle kadın koleksiyonumuzun uluslararası platformda görünürlük kazanması, markanın global büyüme sürecini ciddi anlamda hızlandırdı. Farklı kültürlerden kadınlarla buluşmak, tasarım dilimi daha evrensel ama kökleri olan bir noktaya taşıdı.İlk kadın koleksiyonum “Barlas” ile başlayan yolculuk, markanın duygusal hafızasını genişletti. Erkek koleksiyonlarındaki güçlü, net ve maskülen tavır; kadın koleksiyonlarında daha gizemli, daha hikâyesi olan ve daha sinematografik bir evrene dönüştü.

Çok kısa süre önce “West of Eden” isimli koleksiyonunuzda Moskova Fashion Week’te yer aldınız. Bize ikinci kadın koleksiyonunuz olan “West of Eden” hakkında neler söylersiniz? İlham kaynaklarınızdan, koleksiyonun renk ve materyallerinden, ruhundan bahseder misiniz?

West of Eden benim için bir kadın hikâyesi. Kovboy kültürünün güçlü, özgür ve asi yanını; Eden’in düşsel, masalsı bahçesiyle birleştirdim. Koleksiyonun ilhamı, hem Batı’nın sert doğasından hem de kadın ruhunun zarif ve kırılgan yanlarından geliyor. Renklerde gökyüzü mavisi, toprak tonları ve geceyi anımsatan koyu tonlar öne çıkıyor. Süet, deri ve denim gibi materyaller sertlik hissini verirken; ipek ve şifon, o sertliğe zarif bir kontrast oluşturuyor. West of Eden, aslında kadın olmanın tüm katmanlarını, gücünü ve özgürlüğünü kutlayan bir yolculuk.

Bugüne kadar erkek modasında sergilediğiniz iddialı ve yenilikçi çizginizi, bu yıl kadın modasına da yansıttınız. Önce “Barlas”, ardından “West of Eden” ile dikkatleri üzerinize çektiniz. Sizi kadın koleksiyonu hazırlamaya iten süreç nasıl gelişti?

Uzun yıllar erkek modasında çalışırken aslında hep güçlü bir kadın karakteri zihnimde taşıdım. Kadın koleksiyonuna yönelmem, bu karakterin artık kendi hikâyesini anlatma zamanı geldiğini hissetmemle başladı. ‘Barlas’la ilk adımı attım, orada erkek ve kadın arasındaki çizgilerin aslında ne kadar geçirgen olduğunu gördüm. ‘West of Eden’ ise tam anlamıyla bağımsız, özgür ve cesur bir kadın hikâyesi oldu. Bu süreç benim için doğal bir evrimdi; erkek modasında kazandığım deneyimi, kadın modasına yeni bir bakış açısıyla aktarmak istedim.

Kadın moda çizgisine geçerken tasarım ve üretim sürecinde en zorlandığınız veya en çok keyif aldığınız noktalar neler oldu?

Kadın koleksiyonuna geçerken en keyif aldığım nokta, hayal ettiğim güçlü kadın karakterleri sonunda hayata geçirebilmekti. Erkek modasında daha keskin ve net çizgilerle çalışıyordum; kadın modasında ise daha fazla duygusallık, daha fazla katman var. En zorlayıcı kısım ise bu iki dünyanın dengesini kurmaktı: Gücü korurken feminenliği kaybetmemek, zarafeti verirken iddiadan ödün vermemek… Bu dengeyi bulmak beni en çok besleyen şey oldu.

Bu sezon koleksiyonunuzu şekillendiren ana tema veya ilham kaynağı nedir?

“Bu sezon koleksiyon bir karakter üzerinden doğdu.”

Ben koleksiyonlara tema değil, insan gibi yaklaşıyorum. Bu sezon da her şey hayalimde beliren güçlü bir kadın karakterle başladı. Kendi kurallarını yazan, bulunduğu ortama ait olmak zorunda hissetmeyen, biraz asi ama çok zarif bir ruh…

İlham kaynağım; özgürlük duygusu, içsel güç ve kadınların görünmeyen zırhları oldu. Dışarıdan bakıldığında feminen, akışkan ve çekici görünen siluetlerin altında aslında güçlü yapılar, net omuzlar ve koruyucu formlar var. Çünkü bu koleksiyondaki kadın sadece güzel görünmüyor — kendini koruyor, varlığını ortaya koyuyor ve alanını sahipleniyor.

Kumaş seçimlerinde de bu ikili ruhu yansıttım:

Yumuşak dokularla sert yüzeyleri bir araya getirdim. Işığı yakalayan materyallerle mat ve güçlü dokuları dengeledim. Tıpkı bir kadının hem kırılgan hem de sarsılmaz olabilmesi gibi…

Renk paleti ise duygusal bir harita gibi ilerliyor. Karanlıktan ışığa çıkan tonlar, karakterin dönüşümünü temsil ediyor. Her parça, bu hikâyedeki başka bir sahne gibi.

Özetle bu sezon ilhamım bir trend değil, bir ruh haliydi:

Güçlü, özgür ve kendi hikâyesinin başrolü olan bir kadın.

Koleksiyonunuzda hangi unsurları hangi çizgilerle harmanlıyorsunuz?

Koleksiyonumda zıtlıkların uyumunu keskin ama zarif çizgilerle bir araya getiriyorum.

Tasarımlarımda en çok sevdiğim şey, birbirine ait değil gibi görünen unsurları aynı siluet içinde konuşturmak. Güç ve zarafet, sertlik ve akışkanlık, maskülen tavır ve feminen detaylar… Hepsi aynı hikâyenin farklı cümleleri gibi.

Bu sezon özellikle:

            •          Güçlü omuzlar ve net formlar ile karakterin duruşunu belirginleştirirken,

            •          Akışkan kumaşlar ve hareketli yüzeyler ile siluete duygu ve ritim katıyorum.

Keskin terzilik çizgilerini, daha yumuşak drapelerle dengeliyorum. Yapısal ceketler, heykelsi formlar ve belirgin hatlar; uçuşan etekler, parlak dokular ve ışıkla değişen yüzeylerle karşılık buluyor.

Detaylarda ise sadeliğin içindeki güce odaklanıyorum. Abartılı süslemeler yerine, kesimle ve form ile etki yaratmayı tercih ediyorum. Çünkü benim için asıl lüks, tasarımın bağırmadan güçlü olabilmesi.

Özetle bu koleksiyonda;

mimarî çizgilerle duygusal hareketi,

güçlü yapılarla zarif geçişleri

aynı bedende buluşturuyorum.

İlkbahar için tasarımlarınızda hangi renkler kumaşları öne çıkaracaksınız?

Bu ilkbaharda koleksiyonun omurgasını deri oluşturuyor.

Bu sezon renklerden önce malzemenin duygusunu konuşturmak istedim. Deri, koleksiyonun en güçlü anlatım aracı. Çünkü deri benim için sadece bir materyal değil; karakter, duruş ve hafıza demek. Zamansız, güçlü ve yaşadıkça güzelleşen bir yapısı var — tıpkı koleksiyondaki kadın gibi.

Renk paletinde ise derinin bu güçlü tavrını destekleyen tonlar öne çıkıyor:

            •          Karanlık kırmızı  tonu derinin en sexi halini vurguluyor. Koleksiyon gücünü bu tondan alıyor.

            •          Derin siyahlar siluetlerin dramatik etkisini artırıyor

            •          Kırık beyazlar ve yumuşak nötrler güçlü formlara ışık ve denge getiriyor

            •          Yer yer dumanlı gri ve taş tonları ile şehirli ve sofistike bir hava ekliyorum

Kürk ise koleksiyonda daha çok dokusal bir vurgu olarak yer alıyor. Baştan aşağı bir gösterişten ziyade, yakalarda, manşetlerde veya parça geçişlerinde kullanarak lüksü bağırmadan hissettiren bir etki yaratıyorum. Derinin güçlü ve net tavrı, kürkün yumuşaklığıyla dengeleniyor.

Kumaş tarafında ise deriyi yalnız bırakmıyorum. Akışkan ipek dokular, hafif transparan yüzeyler ve mat dokulu kumaşlarla sert ve yumuşak arasındaki kontrastı büyütüyorum. Böylece siluet hem güçlü duruyor hem de hareket ediyor.

Özetle bu sezon ilkbahar benim için çiçekli ve hafif bir romantizmden çok, güçlü dokuların, zamansız renklerin ve derinin başrolde olduğu sofistike bir bahar demek.

Bu sene global moda trendleri sizce nelerdir? Sizden küresel moda trendlerini dinleyebilir miyiz?

Dünya genelinde tasarımcılar artık trend üretmekten çok, bir kimlik ve duygu yaratmaya odaklanıyor. Kıyafetler sadece estetik bir obje değil; giyenin karakterini, ruh halini ve hayata karşı tavrını yansıtan bir ifade biçimi haline geldi.

Öne çıkan en güçlü eğilimlerden biri zıtlıkların bir arada kullanılması. Sert ve yapısal formlar ile akışkan ve yumuşak dokular aynı siluet içinde buluşuyor. Maskülen ve feminen kodlar arasındaki sınırlar daha geçirgen hale geliyor. Bu da daha özgür, daha bireysel bir stil anlayışını beraberinde getiriyor.

Bir diğer önemli başlık ise zamansızlık ve malzeme odaklı tasarım. Hızlı tüketilen trendlerden ziyade, uzun ömürlü parçalar, güçlü materyaller ve karakteri olan yüzeyler öne çıkıyor. Deri, dokulu kumaşlar ve formu net gösteren yapılar bu anlamda yeniden değer kazanıyor.

Aynı zamanda global ölçekte hikâyesi olan koleksiyonlar dikkat çekiyor. İlham kaynağı, kültürel referanslar ve tasarımın arkasındaki duygu, artık en az kıyafetin kendisi kadar önemli.

Ben de bu küresel dili kendi tasarım anlayışımla şöyle yorumluyorum:

Güçlü siluetler, karakter sahibi materyaller ve duygusal bir hikâye… Benim için trendleri takip etmekten çok, o global ruh hâlini kendi estetik süzgecimden geçirerek yeniden anlatmak önemli.

Özetle, bu yıl moda dünyasında trend kelimesinin yerini yavaş yavaş kimlik, duygu ve karakter alıyor diyebilirim.

Türk moda sektörü, özellikle sanayi alanında uzun bir süredir kötü günler yaşıyor? Sektörün bu sezonki duruşunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Firmalara önerileriniz nelerdir?

Türk moda ve tekstil sektörü zor bir dönemden geçiyor ama aynı zamanda önemli bir dönüşüm sürecinde.

Artan maliyetler ve global rekabet üretim tarafını zorlasa da, bu dönem firmalar için yeniden konumlanma fırsatı sunuyor. Artık sadece üretim hacmiyle değil; tasarım gücü, özgünlük ve marka kimliğiyle öne çıkmak gerekiyor.

Türkiye’nin en büyük avantajı ucuz üretim değil; kaliteli işçilik, esnek üretim yapısı ve güçlü kültürel mirası. Bu değerleri tasarım ve markalaşma ile birleştiren firmalar öne çıkacaktır.

Benim önerim; daha az ama daha karakterli koleksiyonlar üretmek, dijital dünyada görünür olmak ve kendi tasarım dilini oluşturmak. Çünkü gelecekte rekabet fiyatla değil, kimlik ve hikâyeyle olacak.

Tasarımlarınızda sürdürülebilirlik ve çevre dostu üretim nasıl bir rol oynuyor?

Sürdürülebilirlik benim için bir trend değil, tasarımın doğal bir parçası.

Uzun ömürlü, zamansız parçalar tasarlamaya odaklanıyorum.

Kaliteli ve dayanıklı materyaller kullanarak hızlı tüketimin karşısında duruyorum.

Koleksiyonlarımı bilinçli ve kontrollü üretim anlayışıyla hazırlıyorum.

Az ama karakterli üretimin, modanın geleceği olduğuna inanıyorum.

Benim için gerçek sürdürülebilirlik; sadece doğaya değil, tasarımın ruhuna da saygı duymak.

Önümüzdeki dönemde markanız için planladığınız yenilikler veya iş birlikleri var mı? 2026 yılı için hedefleriniz nelerdir?

Önümüzdeki dönemde markamı hem kreatif hem de uluslararası alanda büyütecek projeler üzerinde çalışıyorum. 12–17 Mart tarihleri arasında Moskova Fashion Week’te sunacağım yeni koleksiyon da bu sürecin en önemli adımlarından biri. Şu an tüm enerjim o defileye ve koleksiyonun hikâyesine odaklanmış durumda.

Kadın koleksiyonunu daha geniş platformlarda görünür kılmak önceliklerim arasında.

Sahne kostümleri ve performans dünyasıyla olan bağımı güçlendirecek yeni iş birlikleri planlıyorum.

Markanın hikâye anlatım gücünü farklı disiplinlerle birleştireceğimiz özel projeler de gündemde.

Benim için önemli olan sadece büyümek değil, markanın ruhunu koruyarak doğru adımlarla ilerlemek.

Dijitalleşme ve moda teknolojileri moda dünyasına nasıl yansıyor? Bu alanda görüşlerinizi alabilir miyiz? Genç tasarımcılara bu dönemde vermek istediğiniz en önemli tavsiye nedir?

Dijitalleşme artık modanın dışında değil, tam merkezinde.

Bugün moda sadece kumaş ve kalıptan ibaret değil; dijital sunumlar, sanal defileler, 3D tasarım süreçleri ve sosyal medya üzerinden kurulan güçlü görsel dünyalar tasarımın bir parçası haline geldi. Dijital araçlar tasarımcıya hem hız hem de sınırsız bir ifade alanı sağlıyor.

Aynı zamanda moda teknolojileri üretim tarafında da büyük rol oynuyor. Daha kontrollü üretim, daha az atık ve daha verimli süreçler mümkün hale geliyor. Bu da hem yaratıcılığı hem sürdürülebilirliği destekleyen bir dönüşüm yaratıyor.

Genç tasarımcılara en büyük tavsiyem ise şu: Teknolojiyi mutlaka öğrenin ama onun arkasına saklanmayın. Dijital dünya bir araçtır, kimliğin yerini tutmaz. Önce kendi tasarım dilinizi, hikâyenizi ve bakış açınızı oluşturun. Çünkü teknoloji değişir ama özgün imza kalıcıdır.

Özetle, geleceğin modasında başarılı olmak için hem dijital düşünebilen hem de duygusu olan tasarımcılar fark yaratacak.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...