Mersin Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Özdemir, Türkiye’de bakliyat ürünlerinin işlenmesine dayalı sanayinin yüzde 70’inden fazlasının Mersin’de bulunduğunu belirterek, üretimin ve tüketimin artırılması için destekleme katsayılarının yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurguladı.
Mersin Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Özdemir, 10 Şubat Dünya Bakliyat Günü’nde sektörün geleceğine ilişkin önemli tespitlerde bulundu. Mersin’in bakliyat sektöründeki eşsiz konumuna dikkat çeken Abdullah ilde bulunan 40 mercimek işleme tesisi ve 111 eleme, tasnifleme ve paketleme tesisinin yıllık toplam 4 milyon tonluk kapasiteye sahip olduğunu, 250’den fazla firmanın en ileri teknolojiyle faaliyet gösterdiğini ifade etti. Türkiye’nin mevcut üretim hacminin dört katını işleyebilecek güce sahip olan Mersin’in, dünya çapında modern tesis kurabilecek makine ve ekipman üretim kapasitesine sahip olduğunu vurgulayan Başkan Özdemir, “Binlerce yıllık tarım kültürümüzün en kıymetli miraslarından biri olan bakliyat; tarih boyunca anavatanı olan bu topraklarda üretilmiş, buradan dünyaya yayılmış ve sofralarımızda yer bulmuştur. Kültürel mirasımızın bir parçası, emeğin ve bereketin simgesidir. Bakliyat yalnızca bugünün değil, geleceğin de gıdasıdır. Bu nedenle sektöre yönelik uygulanan destekleme katsayılarının yeniden düzenlenmesi şarttır” dedi.

Mersin, Türkiye’nin bakliyat üretim hacminin dört katını işleyebilecek güce sahiptir
Türkiye’de bakliyat ürünlerinin işlenmesine dayalı sanayinin yüzde 70’inden fazlasının Mersin’de yer aldığını ifade eden Abdullah Özdemir, kentte bulunan 40 mercimek işleme tesisinde yıllık 2 milyon ton kapasite olduğunu aktardı. Ayrıca 111 eleme, tasnifleme ve paketleme tesisinde yılda 2 milyon ton nohut, kuru fasulye, yeşil mercimek ve bezelye işlendiğini kaydeden Başkan Özdemir, “Bu kapasiteyle Mersin, ülkemizin mevcut üretim hacmi olan bir milyon tonun dört katını işleyebilecek güce sahiptir. İlimizde 250’yi aşkın firma bu sektörde faaliyet göstermektedir. Bu tesislerin tamamı en ileri teknolojiyle donatılmıştır. Bugün Mersin’de, dünyanın herhangi bir ülkesinde modern bir hububat veya bakliyat tesisi kurabilecek makine ve ekipman üretim kapasitesi mevcuttur. 1980’li yıllardaki konuma yeniden ulaşmanın yolu, üretimi ve tüketimi istikrarlı biçimde artırmaktan geçmektedir. Ancak mevcut destekleme sisteminde bakliyat, diğer stratejik ürün grupları olan hububat ve yağlı tohumlara kıyasla oldukça dezavantajlıdır. Destek katsayıları, üreticilerimiz için bakliyat ekimini cazip kılmaktan uzaktır. Beklentimiz, bakliyat destekleme katsayılarının bu dezavantajı giderecek şekilde yeniden düzenlenmesidir. Çünkü bakliyat, yalnızca bugünün değil, geleceğin de gıdasıdır” diye konuştu.
Kazakistan, kuzeyinde mercimek kuşağı kuruyor
Kanada, ABD ve Avustralya gibi gelişmiş ülkelerin bakliyatı özel ve stratejik bir ürün olarak değerlendirdiğini dile getiren Abdullah Özdemir, Kazakistan’ın da kuzey bölgelerinde mercimek kuşağı üretim alanları oluşturduğunu söyledi. Rusya’nın ise son yıllarda yaptığı atılım ile küresel ticaretteki payını artırdığına dikkat çeken Özdemir, “Bu ülkeler üretim ve ihracatta öne çıkmaktadır. Ancak, hiçbiri ülkemizdeki gibi köklü bir tüketim kültürüne sahip değildir. 1980’li, 1990’lı yıllarda Türkiye; üretimi ile kendine yeten, iç tüketimini karşılayan, ihracat yapan ve dünya pazarlarında rekabet gücü yüksek bir ülkeydi. Bugün ise kendine yetemeyen, dış ticarette net ithalatçı, yaptığı ihracat ise DİR kapsamında ithal ettiği ürünlere dayalı bir konumdadır. Ülkemizin bakliyat dış ticaret hacmi 2,7 milyon ton düzeyindedir. Bu hacmin yaklaşık yüzde 80’i Mersin üzerinden yapılmaktadır. Dünyada hiçbir şehirde Mersin’deki kadar güçlü bir bakliyat sektörü kümelenmesi yoktur” diye konuştu.
“Baklagiller geleceğin en önemli gıdasıdır”
Baklagillerin yetişme sürecinde az su isteyen ve kuraklığa en çok dayanan tarım çeşitleri olduğunu vurgulayan Abdullah Özdemir, ayrıca toprağa azot bağlayarak, toprak verimini artırarak bitki sağlığını koruduğunu ifade etti. Bakliyatın ayrıca kimyasal gübre ihtiyacını azaltarak üretim maliyetlerini düşürdüğünü kaydeden Başkan Özdemir, “Baklagiller, ürün rotasyonu ve birlikte ekim uygulamalarıyla, üreticilerin tarımsal verimliliğini ve ürün çeşitliliğini artırmalarına yardımcı olur. Fosfor ve mikro besinler yoluyla toprağın yapısını güçlendirir. Toprak biyolojik çeşitliliğini artırır. İklim değişikliği ile mücadelede etkindir. Bir kilogram sığır eti proteini, baklagillerden elde edilen bir kilogram proteine kıyasla 20 kat daha fazla arazi gerektirmektedir. Ve 20 kat daha fazla sera gazı salımına neden olmaktadır. Bir kilogram sığır eti üretmek için 13 bin litre su gerekirken, bir kilogram mercimek üretmek için 1.250 litre suya ihtiyaç vardır. Dolayısıyla baklagiller, doğal kaynakların korunmasına önemli katkı sunmaktadır” diye konuştu.

“İnsanlık ve doğa için mucizevi bir ürün grubudur”
Baklagiller; yüksek protein içeriği, lifli yapısı, vitamin ve mineral zenginliği sayesinde sağlıklı beslenmenin temel unsurlarından biri olduğunu kaydeden Abdullah Özdemir, “Baklagillerin yağ içeriği düşüktür ve kolesterol içermez. Obezite, diyabet, kalp ve damar hastalıkları gibi birçok kronik rahatsızlıkla mücadelede etkilidir. Glütensiz yapısıyla çölyak hastaları için idealdir. Antiviral özellikleri ve prebiyotik etkisiyle bağışıklık sistemini güçlendirir. En önemlisi bakliyat, dar gelirli aileler için temel bir besindir. Sağlıklı yaşamı benimseyen bireyler için ise bilinçli bir tercihtir. Uzun raf ömrü ve besin değerini kaybetmeden, kolayca saklanabilmesi sayesinde gıda israfının önlenmesine katkı sağlar. Deyim yerindeyse bakliyat hem insanlık hem de doğa için mucizevi bir ürün grubudur.”
“Sağlıklı ve sürdürülebilir bir geleceğin vazgeçilmez unsurudur”
Bakliyatın günümüzde genç yaş grubunda hâlâ geleneksel veya geçmişe ait bir ürün olarak algılanabildiğini ifade eden Abdullah Özdemir, “Bu noktada FAO’nun (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü) 2026 Dünya Bakliyat Günü teması son derece anlamlıdır. Bu yılın küresel sloganı “Pulses of the World: From Modesty to Excellence” olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla bu gösterişsiz, sade, geleneksel ürünler artık mükemmel bir geleceğin anahtarlarından biri hâline gelmiştir. Bu nedenle bakliyatı sadece geçmişin alışkanlığı olarak değil, sağlıklı ve sürdürülebilir bir geleceğin vazgeçilmez unsuru olarak değerlendirmeliyiz” dedi.
