İklim değişikliği ve plansız kentleşmenin Şanlıurfa’nın bereketli topraklarını tehdit ettiğini belirten Prof. Dr. Ali Rıza Öztürkmen, “Bugün toprağı korumazsak, yarının gıdası ve yaşamı güvende olmayacak” sözleriyle toplumsal bilinç çağrısı yaptı.
Şanlıurfa’nın bereketli toprakları ve su kaynakları, kentleşme baskısı ve iklim değişikliğinin etkisiyle hızla tükeniyor. Şanlıurfa’da toprağın korunması ve sürdürülebilirlik üzerine değerlendirmelerde bulunan Harran Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü Prof. Dr. Ali Rıza Öztürkmen, bu gidişatın yalnızca tarımsal üretimi değil, gıda güvenliğini, halk sağlığını ve bölgenin geleceğini doğrudan tehdit ettiğini vurguladı. “Doğayla savaşan, yenilse de yenerse de kaybeder” sözleriyle dikkat çeken Öztürkmen, çözümün akıllı tarım uygulamaları, modern sulama teknikleri ve sürdürülebilir kent planlamasında yattığını belirtti. Nihai hedefin, Şanlıurfa’yı yalnızca “bereketin başkenti” değil, aynı zamanda “sürdürülebilirliğin modeli” bir şehir haline getirmek olduğunu ifade ederek, tüm paydaşlara ortak sorumluluk çağrısında bulundu.
Şanlıurfa özelinde kentleşme ve tarım arasındaki kritik ilişkiyi, toprak ve su kaynakları üzerindeki baskıları ve sürdürülebilir bir gelecek için izlenmesi gereken stratejileri analiz eden Prof. Dr. Ali Rıza Öztürkmen, kentin geleceğinin bereketli toprak ve su olarak tanımlanan iki temel dayanağa bağlı olduğuna dikkat çekti. Ancak bu varlıkların plansız kentleşme ve iklim değişikliğinin yol açtığı çifte tehdit altında olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Öztürkmen, “Toprak, bitkisel üretim girdileri arasında yapay yollarla üretilmesi veya çoğaltılması mümkün olmayan yegâne varlıktır. İnsanlığın yaşamı için temel bir kaynak olan toprak, sadece gıda üretiminin kaynağı olmakla kalmaz, aynı zamanda çok sayıda ekosistem hizmeti sunar. İnsanların tükettiği gıdaların %95’i doğrudan ya da dolaylı olarak topraktan sağlanmaktadır. Toprak; karbon tutma, suyu filtre etme, iklimi düzenleme, azot döngüsünü sağlama, canlılar için yaşam ortamı sunma ve sel kontrolü gibi hayati işlevleri yerine getirir. Toprak sağlığı ile insan sağlığı arasında doğrudan bir bağlantı bulunmaktadır. Toprak bozulması, besin kaybına yol açarak dünya genelinde 2 milyar insanın yetersiz beslenmesine neden olan temel faktörlerden biridir. Şanlıurfa’nın geleceği, bu eşsiz varlık olan bereketli topraklar ile bölgenin su kaynaklarının korunmasına ve sürdürülebilir yönetimine bağlıdır” dedi.
“Toprak ve su kaynaklarını merkeze alan bütünleşik politikalara ihtiyaç var”
Türkiye’de ve dünyada toprak kaybının endişe verici boyutlarda olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ali Rıza Öztürkmen, dünyada her beş saniyede bir futbol sahası büyüklüğünde toprağın yok olduğunu söyledi. Türkiye’de ise her yıl 642 milyon ton toprağın erozyonla yer değiştirdiğini ifade eden Prof. Dr. Ali Rıza Öztürkmen, “1989-2025 yılları arasında İstanbul’un 4.6 katı büyüklüğünde tarım arazisi, kentleşme, sanayi ve madencilik gibi amaçlarla tarım dışı kullanıma açılmıştır. İklim değişikliği, su varlığında azalma, kuraklık, erozyon ve biyolojik çeşitlilik kaybı gibi etkilerle mevcut baskıyı daha da artırmaktadır. Türkiye’nin 2040 yılına kadar su kıtlığı riski altına gireceği öngörülürken, özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yağışlarda %59,9’a varan azalmalar gözlemlenmiştir. Bu durum, tarımsal üretimi, gıda güvenliğini ve halk sağlığını doğrudan tehdit etmektedir. Raporun temel bulguları, bu gidişatın gıda güvensizliği, göç ve sürdürülebilir olmayan bir kentleşme modeline yol açtığını göstermektedir. Çözüm, toprak ve su kaynaklarını merkeze alan bütünleşik politikalarda yatmaktadır. Akıllı kent planlaması, su tasarrufu sağlayan damla sulama gibi modern sulama teknikleri, kuraklığa dayanıklı bitki çeşitlerinin geliştirilmesi ve dijital tarım uygulamaları gibi akıllı tarım yöntemlerinin benimsenmesi acil bir zorunluluktur. Nihai hedef, Şanlıurfa’yı “bereketin başkenti” kimliğinden “sürdürülebilirliğin modeli” bir kente dönüştürmektir” diye konuştu.
“Şanlıurfa’nın tarım arazileri amaç dışı kullanımla yok ediliyor”
Şanlıurfa’nın ve Türkiye’nin toprak ve su kaynakları, plansız kentleşme ve iklim değişikliğinin yarattığı ortak bir tehdit altında olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ali Rıza Öztürkmen, şöyle devam etti: “Şanlıurfa’nın toprak kaynağı erozyon, arazi tahribatı ve amaç dışı kullanım gibi nedenlerle hızla yok oluyor. Türkiye’de verimli tarım arazileri, geri döndürülemez bir şekilde tarım dışı amaçlar için kullanılıyor. 1989-2025 yılları arasında Türkiye’de 2.553.316 hektar tarım alanının tarım dışı kullanımına izin verildi. Bunun ana sebepleri kentleşme, sanayi, turizm ve madencilik faaliyetleridir”.
“2030’da nüfus yüzde 10 artarken su kaynakları yüzde 20 azalacak”
Etkilerini her yıl daha da ağırlaştıran iklim değişikliğinin ise tarım ve su kaynakları üzerindeki mevcut stresi derinleştirdiği uyarısı yapan Prof. Dr. Ali Rıza Öztürkmen, İklim değişikliğinin tarıma etkileri su varlığında azalma ve kuraklık, erozyon ve çölleşmenin artması, biyolojik çeşitliliğin azalması, hastalık ve zararlılarda artış olarak sahaya yansıyor. Sonuç ise bitkisel ve hayvansal üretimde azalma olarak görülüyor. Su kaynaklarımız %18 oranında azaldı. Son 50 yılda yaşanan düşüş ise kişi başına 1.519 m³’ten 1.120 m³ kadar geriledi. 2040 yılı Türkiye’nin su kıtlığı riski altına gireceği öngörülen yıl olarak açıklandı. Kuraklık Riski Altındaki Arazilerimizin oranı %74 seviyesindedir. Bu oranla tarımsal üretim kaybı %30-40 arasında gerçekleşecek. Ayrıca, 2024-2025 su yılı itibarıyla Türkiye genelinde yağışlar bir önceki yıla göre %30,7 azalmış, bu oran Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde %59,9 olarak gerçekleşmiştir. Verilerden görüldüğü üzere Türkiye, su zengini bir ülke olmayıp, su stresi yaşayan ülkeler arasında yer almaktadır. 2030 Projeksiyonu: Nüfusta %10 artış beklenirken, su varlığında %20 azalış öngörülmektedir” dedi.
“Tek başına Suruç ovasını sulayabilecek kayıp sularımız Suriye’ye akıyor”
Türkiye’deki toplam su potansiyelinin %75’inin tarımda kullanıldığını kaydeden Prof. Dr. Ali Rıza Öztürkmen, “Bu kullanım büyük ölçüde verimsizdir. Tarımda %90 oranında salma (vahşi) sulama yapılması, suyun önemli bir kısmının buharlaşmasına veya toprağa sızarak kaybolmasına neden olmaktadır. Tarımsal sulama amacıyla açılmış yaklaşık 300.000 kaçak kuyu bulunmaktadır. Sadece Konya Ovası’nda 92.000 kuyunun 62.000’i ruhsatsızdır. Evsel ve endüstriyel atıklar, kimyasal gübreler, zirai ilaçlar (yılda 60.000 ton) ve asit yağmurları (yılda 6,5 milyon ton) içme suyu kaynaklarını kirletmektedir. Günde 2 milyon ton atık sulara karışmaktadır. Şanlıurfa Özelinde Kayıp: Bölgeden Suriye’ye saniyede 80 m³ verimli toprak ve su akmaktadır. Bu miktar, 97.000 hektarlık Suruç Ovası’nın sulanması için gereken su miktarına eşdeğerdir” diye konuştu.
Son 10 yılda çiftçi sayısı %38, son 15 yılda tarım alanları %12 azaldı
Toprak ve su kaynaklarındaki bozulmanın ekolojik, sosyal ve ekonomik alanlarda ciddi sonuçlar doğurduğunu ifade eden Prof. Dr. Ali Rıza Öztürkmen, şöyle konuştu: “Toprak bozulması, tarımsal üretkenliği azaltarak ve gıdalardaki besin değerini düşürerek gıda güvenliğini tehdit etmektedir. Rüzgar erozyonu ile taşınan toz bulutları, Aspergillus ve Coccidioides immitis gibi mantar sporlarını yayarak akciğer iltihaplanmaları ve “vadi ateşi” gibi hastalıklara neden olmaktadır. Son 10 yılda çiftçi sayısı %38, son 15 yılda tarım alanları %12 azalmıştır. Tarım sektöründeki istihdam ise 16 yılda (2002-2018) %33 düşmüştür. Üretimdeki zorluklara rağmen ciddi bir israf söz konusudur. Üretilen gıdanın üçte biri (1.3 milyar ton) israf edilmektedir. Bu israfın dörtte birinin önlenmesi, dünyadaki açlık sorununu çözebilir. Ülkemizde ise yıllık gıda israfı yaklaşık 10 milyon tondur. Bu, toplam gıda üretiminin %20’sine denk gelmektedir. İsraf edilen gıdalar, küresel sera gazı salınımının %8’inden sorumludur. Sürdürülebilir bir gelecek için toprak ve su kaynaklarını merkeze alan bütünleşik bir yaklaşım benimsenmelidir.”
“Sürdürülebilirlik akıllı tarım ve su yönetimi politikalarından geçiyor”
Toprak ve su yönetiminde sürdürülebilirliği sağlamanın yolunun akıllı tarım ve su yönetimi politikalarından geçtiğini ifade eden Prof. Dr. Ali Rıza Öztürkmen, özellikle salma sulamanın bir an önce terk edilmesi gerektiğini vurguladı. Damla sulama ve kapalı kanal sistemleri yaygınlaştıracak teşvik uygulamalarının da artması gerektiğini belirten Prof. Dr. Ali Rıza Öztürkmen, şöyle devam etti: “Ekim nöbeti, minimum toprak işleme, anız yönetimi ve malçlama gibi erozyonu önleyici teknikler uygulanmalıdır. Kuraklığa dayanıklı bitki çeşitleri geliştirilmeli, yağmur hasadı teşvik edilmeli, dijital tarım ve yapay zeka uygulamalarından yararlanılmalıdır. Kimyasal ve hayvansal gübrelerin doğru miktar, zaman ve yöntemlerle uygulanması sağlanmalıdır. Kentlerin büyümesi, verimli tarım arazilerini yok etmeyecek şekilde planlanmalıdır. Tüm kalkınma planlarında toprak ve suyun korunması öncelikli hedef olarak belirlenmelidir.”
Son olarak akıllı tarım ve su yönetimi stratejilerinde en önemli etmenin toplumsal bir bilinç ve kararlılık gerektirdiğini vurgulayan Prof. Dr. Ali Rıza Öztürkmen, “Yaşadığımız dünyada, toprak, su ve doğa: “Dünya bize atalarımızın mirası değil, gelecek nesillerin emanetidir. Bu emaneti korumak, tüm paydaşların ortak sorumluluğudur. Unutulmamalıdır ki, “Doğayla savaşan, yenilse de yenerse de kaybeder.” Bu nedenle, atılacak her adım doğayla uyumlu olmalıdır. Nihai Çağrımız: Bugün toprağı koru; yarının suyu, gıdası ve yaşamı güvende olsun” diyerek sözlerini sonlandırdı.
