Narenciyenin yeni premium gözdesi: Pomelo

Sağlıklı beslenme trendleriyle küresel pazarlarda giderek daha fazla talep gören pomelo; yüksek besin değeri, premium meyve segmentindeki konumu ve artan ihracat potansiyeliyle narenciyede yeni bir değer alanı oluşturuyor.

Mehmet Nabi Batuk / İSTANBUL

Narenciyenin genetik olarak en eski türlerinden biri olan ve dünyanın en büyük turunçgili olarak bilinen pomelo, son yıllarda sağlıklı yaşam ve fonksiyonel beslenme akımlarının etkisiyle küresel pazarlarda dikkat çekici bir yükseliş yaşıyor. Halk arasında ağaç kavunu olarak bilinen; kendine özgü aroması, yüksek besin değeri ve premium meyve segmentindeki konumuyla öne çıkan pomelo; Almanya’dan Körfez ülkelerine uzanan geniş bir coğrafyada güçlü talep görüyor. Türkiye ise Akdeniz iklimi, narenciye üretimindeki bilgi birikimi ve lojistik avantajlarıyla pomelo için önemli bir üretim ve ihracat potansiyeline sahip. Adana, Mersin, Tarsus, Alanya ve Antalya’daki narenciye üretim alanlarında butik üretimi her geçen yıl artan pomeloda yerli ürünler yavaş yavaş pazarlardaki yerini alıyor. Uzmanlar, doğru çeşit seleksiyonu, planlı üretim ve kalite odaklı bir yaklaşım benimsendiğinde pomelo, hem sağlıklı tüketim alışkanlıklarına katkı sunan hem de dünya ticaretinde Türkiye’ye yeni bir değer alanı açabilecek stratejik bir ürün olarak öne çıkabileceğini vurguluyor.

Her çeşidi farklı bir aromaya sahip

Pomelo’nun narenciyenin genetik olarak en eski atalarından biri olduğunu kaydeden İdeal Tarım Yönetim Kurulu Başkanı S. Zeki Birincioğlu, bu meyvenin aynı zamanda dünyadaki en büyük turunçgil türü olduğunu söyledi. Pomelo’nun iri yapısı, yüksek aroması ve besin profiliyle dünya genelinde ilgisi artan premium meyveler arasında yer aldığını dile getiren S. Zeki Birincioğlu, “Halkımız arasında ağaç kavunu olarak biliniyor. Doğru çeşit, doğru olgunlukta hasat edilen pomelo; bol etli, sulu, aromatik ve son derece rafine bir lezzet verir. Bu nedenle doğru üretim ve doğru kalite yönetimiyle pomelonun narenciyenin yeni gözdesi olmaması için hiçbir sebep yok. Bal, Beyaz, Pembe ve Kırmızı Pomelo çeşitleri; farklı tat ve aroma özellikleri göstermektedir. Pomelo, greyfurtun aksine belirgin bir acılık içermez. Doğru olgunlukta hasat edilmiş bir pomelo: greyfurt kadar keskin değildir, portakal kadar şekerli değildir, daha yumuşak ama lifli bir yapıya sahiptir, daha ferahlatıcıdır, hafif balımsı ve çiçeksi alt aroma barındırır, ağızda temiz ve rafine bir bitiş bırakır. Ayrıca çeşitlerine göre tat profili değişir. Örneğin; Honey Pomelo daha tatlı ve yumuşakken, Pink Pomelo daha aromatik, ferah ve kompleks bir karakter sunar” dedi.

Sindirim sistemini yormayan meyveler listesinde yer alıyor

Pomelo son yıllarda diyetisyen listelerinde ve sağlıklı beslenme önerilerinde daha sık yer almaya başladığını da dikkat çeken S. Zeki Birincioğlu, “Bu popülaritenin temel nedeni, turunçgiller üzerine yapılan çok sayıda beslenme ve fitokimya çalışmasında da ortaya konan, zengin besin profiline sahip olmasıdır. Pomelo: C vitamini açısından zengin bir meyvedir. Antioksidan bileşenler içerir. Lif oranı görece yüksektir. Glisemik yükü narenciye grubunda nispeten düşüktür. Bu özellikleri sayesinde: dengeli beslenme programlarında yer bulur. Sindirim sistemini yormayan meyveler arasında sayılır. Düşük kalorili ve hafif bir meyve alternatifi olarak tercih edilir. Bu yönüyle pomelo, sağlıklı yaşam ve fonksiyonel beslenme trendleriyle uyumlu bir narenciye türü olarak öne çıkmaktadır” diye konuştu.

Pomelo, henüz hak ettiği bilinirlik seviyesinde değil

Tanıtım sorunları nedeniyle pomelonun Ne Türkiye’de ne de Avrupa pazarlarında hak ettiği bilinirlik seviyesine ulaşamadığını vurgulayan S. Zeki Birincioğlu, şöyle devam etti: “Bunun dört temel nedeni var: İlki yanlış ilk tüketim deneyimidir. Pomelo portakal gibi soyulan bir meyve değildir. İç zar temizlenmeden yenirse sert, kuru ve acı algılanır. Oysa zar tamamen temizlendiğinde gerçek aroması ortaya çıkar: yumuşak, sulu ve rafine. İkinci neden tüketici eğitimi eksikliğidir. Raflarda pomelo var ama yanında hiçbir yönlendirme yok. Nasıl soyulacağı, nasıl servis edileceği, neyle tüketileceği anlatılmıyor. Üçüncü nedenimiz de düzenli ve standart kalite arzının olmamasıdır. Ürünler pazara dönemsel, düzensiz ve kalite standardı oturmamış şekilde giriyor. Son nedenimiz ise doğru konumlandırma ve hikâye eksikliğidir. Pomelonun sağlık faydaları, aromatik farkı ve premium karakteri yeterince anlatılmıyor.”

“Klasik narenciyeye göre çok daha yüksek birim değer üretiyor”

Akdeniz ve Ege’de pomelo için uygun yetiştirme alanları olduğunu ifade eden S. Zeki Birincioğlu, Verita kalite standartlarında, sürdürülebilir ve izlenebilir şekilde üretilecek ürünleri yerli üreticiden almaya ve yeni pazarlara taşımaya hazır olduklarını vurguladı. Bu alanda yerel yönetimlere de çağrıda bulunan S. Zeki Birincioğlu, “Akdeniz ve Ege’de bir an önce pilot pomelo bahçeleri kurulmalıdır. Fidan ve üretim destekleri verilmelidir. Çiftçilere özel eğitim ve danışmanlık programları oluşturulmalıdır. Özel sektör-kooperatif iş birlikleri için resmi platformlar kurulmalıdır. Pomelo, klasik narenciyeye göre çok daha yüksek birim değer üretir. Doğru planlama ile hem çiftçiye daha fazla kazanç sağlar hem de Türkiye’nin ihracat sepetini nitelikli hale getirir” dedi.

Pomelo ihtiyacı Çinli üreticilerden karşılanıyor

Pomelo’nun dünya genelinde özellikle ithalatçı ve premium meyve tüketimi güçlü pazarlarda yoğun talep gördüğünü kaydeden S. Zeki Birincioğlu, öne çıkan başlıca pazarların Almanya, Hollanda, İngiltere, Fransa, İskandinav ülkeleri (İsveç, Norveç, Danimarka), İsviçre, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Suudi Arabistan olduğunu belirtti. Bu ülkelerde pomelonun fonksiyonel beslenme trendleriyle örtüşen, premium meyve segmentinde konumlanan, sağlıklı yaşam ve gastronomi dünyasında karşılığı olan bir ürün olarak raflarda giderek daha fazla yer bulduğunu vurgulayan Birincioğlu, “Özellikle Batı Avrupa ve Körfez ülkeleri, yüksek alım gücü, gelişmiş soğuk zincir altyapısı ve premium ürünlere açık olmaları nedeniyle pomelo için en stratejik ihracat pazarları arasında yer alıyor” diye konuştu.

Verita olarak şirket politikaları gereği her zaman yerli üreticiyi destekleyen bir yapılarının olduğunu vurgulayan S. Zeki Birincioğlu, güvenli üretim yapan, izlenebilirliği olan ve iyi tarım uygulamalarına uygun çalışan çiftçilerle çalışmaktan memnuniyet duyduklarını kaydetti. Ancak bugün Türkiye’de pomelo özelinde henüz: ticari ölçekte, standardize kalitede, sürekliliği olan bir üretim altyapısının bulunmadığına dikkat çeken Birincioğlu, şöyle konuştu: “Şu anda pomeloyu ağırlıklı olarak Çin’den, doğrudan üreticilerden tedarik ediyoruz. Portföyümüzde Honey Pomelo ve Pink Pomelo çeşitleri yer alıyor. Bu ürünleri Türkiye iç pazarına sunuyor, aynı zamanda Hollanda ve Ermenistan gibi bazı müşterilerimize transit yükleme veya yeniden ihracat (re-export) yapıyoruz. Meyvelerimizi Çin’den tedarik etmemizin temel nedenleri daha yüksek kalite standardı, daha homojen kalibrasyon, daha stabil tat profili, daha güçlü izlenebilirliktir. Eylül ayında doğru olgunlukta yükleme yapıyor, ürünleri Ekim ortasında raflara çıkarıyor ve Şubat başına kadar ürün sunabiliyoruz.”

“Yerli pomelo üretimi ancak premium meyve disipliniyle güçlenir”

Türkiye’nin Akdeniz iklimi, uzun güneşlenme süresi, ılıman kışları, narenciye yetiştiriciliğindeki güçlü altyapısının aynı zamanda pomelo üretimi için de son derece elverişli bir zemin sunduğunun altını çizen S. Zeki Birincioğlu, “Bugün Akdeniz ve Ege bölgelerinde butik ölçekte pomelo üretimleri var. Ancak bunlar henüz ticari ölçeğe ulaşmış değildir. Standardize kalite sunmuyor, sürekliliği olan bir arz yapısı oluşturmuyor, Bu alanda gerçek bir sıçrama için üç temel başlık öne çıkıyor: doğru çeşit seleksiyonu, kontrollü ve izlenebilir üretim modelleri ve sözleşmeli tarım ve alım garantili yapılardır. Pomelo hassas bir meyve. Hasat zamanı, sulama dengesi, budama rejimi ve besleme programı doğru yönetilmediğinde kalite çok hızlı düşüyor. Bu nedenle bu ürün klasik narenciye mantığıyla değil, premium meyve disiplininde ele alınmalı. Türkiye’nin avantajı iklimimiz ve tarımsal bilgi birikimimizin bu kaliteyi üretmeye uygun olmasıdır. Türkiye’de doğru seleksiyon için ari çeşitler bulunmamaktadır. Yaşanılan sorunlar nedeni ile çeşit özellikleri karışabilmektedir. Diğer narenciye grupları ile beraber dikildiğinde plansız tozlaşma neticesinde, çekirdek yapısı fazla, tat ve aroma zayıf ürünlerin üretilmemesine özen gösterilmelidir. Sertifikası olmayan fidan kullanılmamalıdır” dedi.

Sadece sofralık değil içecek ve kozmetik sanayinde de kullanılıyor

Pomelo’nun klasik portakal ve limona göre daha yüksek birim satış fiyatına sahip olduğunu vurgulayan S. Zeki Birincioğlu, bu meyvenin ayrıca diğer narenciye ürünlerine göre daha uzun raf ömrü sağlarken daha az fire verdiğini belirtti. Ege ve Akdeniz’de doğru planlama ile bu meyvenin çiftçiler için kârlılığı yüksek, sürdürülebilir bir tarım alternatifi olabileceğini dile getiren Birincioğlu, “Pomelo sadece taze meyve olarak değil; içerdiği aromatik bileşenler ve uçucu yağ potansiyeli sayesinde çok sayıda katma değerli ürüne dönüştürülebilir. Reçel ve marmelat, soğuk sıkım meyve içecekleri, aromalı maden suyu ve içecek bazları, kozmetik esansları, cilt bakım ürünlerinde kullanılan aroma bileşenleri, uçucu yağlar gibi farklı alanlarda değerlendirilmesi mümkündür. Ayrıca pomelonun kabuk ve yapraklarının, aromatik ve antioksidan bileşenler açısından zengin olduğu, kozmetik ve aroma endüstrisinde hammadde olarak araştırılan doğal kaynaklar arasında yer aldığı bilinmektedir. Bu yönüyle pomelo, sadece taze meyve olarak değil, çok kanallı katma değer üretme potansiyeline sahip bir tarım ürünü konumundadır” diye konuştu.

“Tarım sektörünün ana hedefi pomelo gibi niş ürünler olmalı”

Pomelo’nun sektör için stratejik hedeflerden biri olması gerektiğini vurgulayan S. Zeki Birincioğlu, şöyle konuştu: “Türkiye artık sadece hacim odaklı tarım değil, değer odaklı tarım dönemine girmek zorunda. Daha az tonajla, daha yüksek katma değer üreten, markalanabilir, izlenebilir ve ihracata uygun ürünlere yönelmeliyiz. Pomelo gibi niş meyveler bu dönüşümün çok iyi bir örneği. Verita olarak biz kendimizi sadece bir ithalatçı ya da raf markası olarak görmüyoruz. Bizim işimiz; dünyadaki iyi ürünleri Türkiye’ye getirmek kadar, Türkiye’deki iyi ürünleri de dünyaya taşımak. Bu nedenle pomelo bizim için sadece bugünün ürünü değil; yarının tarım modeline dair bir referans. Doğru üretim disiplini, doğru çiftçi iş birlikleri ve doğru markalaşma ile Türkiye, pomeloda Doğu Akdeniz’in referans üretim ülkelerinden biri olabilir.”

Bunlar da hoşunuza gidebilir...